Ey Adem oğlu! Bulut, rüzgar, ay, güneş, felek işlerinde senin için çalışyorlar. Tâ ki, sen eline bir ekmek geçirebilmişsin onu gaflete yemeyesin. Allah (cc) Kendisine İbadet Etmesi İçin İnsanı Yaratmıştır. Her şey insana hizmet için yaratılmıştır. Akılla, hafıza ile, idare, keşif ve ve keşfetme kabiliyeti ile donatılmış insanın niçin yaratıldığını da Allah şöyle bildirir:  Ben cinleri ve insanları yalnız Bana ibâdet etsinler diye yarattım (Zariyat, 51/56)

 

 

YAZARLARGÜNDEMEKONOMİSPOREĞİTİMDÜNYAAİLE-SAĞLIKKÜLTÜRTEKNOLOJİFOTO GALERİWEB TVİLETİŞİMKÜNYE 
Biat ve siyaset
İslam tarihinde “1. ve 2. Akabe biatları” olarak bilinen iki önemli Biat vardır. 621 ve 622’de Medineli Müslümanlar ile Resul arasında yapılan ikili sözleşmelere verilen addır.
Abdurrahman Dilipak
06 Aralık 2018 Perşembe 16:36
8 okunma

Duyuyorum ki, şimdi yine birileri biat topluyormuş.

Bir zamanlar Şevket Kazan da, Erbakan için yazılı biat topluyordu. 12 Eylül’de o gece, o belgeleri yak yak bitmedi. Korkarım tarih yine tekerrür ediyor, hem de daha cahilce!

“Biat” ya da “Bey’ad” Arapçadaki “satın alma” anlamına gelen bir mastardan üretilen bir kelimedir ve dini anlamda “Cennetin satın alındığı sözleşme” anlamına gelir.

İslam tarihinde “1. ve 2. Akabe biatları” olarak bilinen iki önemli Biat vardır. 621 ve 622’de Medineli Müslümanlar ile Resul arasında yapılan ikili sözleşmelere verilen addır.

Akabe Mescid-i Haram’a 3 km uzakta, Mina bölgesinde bir yerin adıdır ve burada aynı isimle o günün hatırasına bir de mescid bulunmaktadır.

Keşke Müslüman topluluklar arasında “ilayı kelimetullah” temelinde yapılacak her sözleşme Hac mevsiminde burada yapılsa.

“Biat” TDV Ansiklopedisinde kısa şöyle tanımlanır: “İslam devletinde idare edenle, idare edilen arasında yapılan seçim veya bağlılık karakteri taşıyan sosyopolitik akit”.

İlk Biat aslında Resulullahla yapıldı ve O, hem dini ve hem de siyasi, aynı zamanda masumiyet makamında bir şahsiyetti.

Kaldı ki günümüzde öyle herkesin üzerinde icma ettiği bir “İslam devleti” olmadığı gibi, bu kavram da zaten kendi içinde tartışmalıdır.

Halk arasında, tarikat şeyhine ya da siyasi anlamda devlet reisine “Kayıtsız şartsız İteat” / ”Bağlılık sözü” anlamına kullanılmaktadır ve bu doğru bir tanım ve uygulama değildir. Bu iş “Biat” değil, bu şekli ile “Bid’at”tır.

Aklınızı kiraya vermeyin. Şeytan bizi Allah’la aldatmasın, “Biad” ve “Takıyye”, Te’vil” gibi” kavramların arkasına saklanarak da aldatmasın. Din ve devlet büyüklerinizi İlah ve Rab edinmeyin. Sözü dinleyin, doğrusuna tabi olun, işe bakın doğrusuna destek verin, yanlışına karşı çıkın. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana, zalime karşı olun. Zalim babanız, şeyhiniz, hükümdarınız da olsa. Bir kavme olan düşmanlığınız bile sizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmesin. Musalla taşında meyyid gibi olmayın. Zalim hükümdar karşısında susup “dilsiz şeytan” olmayın. Masiyette iteat yoktur. İşi ehline verin. Kula kulluk yoktur.

“Sizden olan ulul emr’e iteat” sizin biat ettiğiniz, teb’ası olduğunuz, lideriniz, şeyhiniz, ırkınızdan olan, hemşehriniz olan bir “emir” değil, o emir “Allah’ın ve resulünün emrettiğini emreden, nehyettiğini nehyeden, sizin malınızı, canınızı, namusunuzu, aklınızı, inancınızı, neslinizi koruyan biri” de değil tek başına. O, “sizden olan” “sizin seçtiğiniz, yetkisini sizden alan ve size hesap veren biri”dir. Başka peygamber gelmeyecek. Resuller dışında kimse de “masum” değil. Bu soy-sop meselesi değil! Hz. Ömer, Hz. Ali nasılsa öyle. Cübbesinin hesabını soran sahabeye cevap veren ve hesap soran birinin varlığına şükreden bir Ömer var. Hesap soranın kellesini kopartmaya gelen değil!

Bizim memlekette Hanefiler çoğunlukta. İmam-ı Azam, annesi ile evlendirdiği üvey babası İmam-ı Caferi Sadık’ın içtihadına uymadı, “İmamet” yerine “”Hilafet”i savundu. “Rey” taraftarı idi. Hanefi fıkhına göre, iki talebesi birden bir konuda kendine itiraz ederse, “ehliyete dayalı çoğunluk” olan iki talebesinin görüşünü, kendi görüşünden önce tercih edilmesini istedi. Talebelerine dönüp, “ben size böyle mi öğrettim, nasıl olur da hocanıza saygısızlık eder ve onun fikrine itiraz edersiniz. Bu edepsizliğinizin karşılığı olarak size icazet vermiyorum” demedi. O konuda kendine bir görüş sorulduğunda, “ben böyle düşünüyorum ama, siz imameyne / Bana ikisi birden itiraz eden iki talebemin görüşüne uyun isterseniz” dedi. Ne gariptir ki, o Hilafeti savundu, ama Hilafet makamını gasbeden Halife tarafından zorla biat almak istemesine itiraz ettiği ve biat etmemek için direndiği gerekçesi ile Halife tarafından dövdürülerek “Şehid” edildi.(Hicri 150) . Yeni Kerbelalar yaşanmasın istiyorsanız, bu tür sapmalara karşı dikkatli ve uyanık olalım. Unutmayalım ki, böyle, dini temelde yoksun, meşruiyeti olmayan işler sonucu, bu şekilde, Biat alan da, veren de, buna aracılık eden de aynı günahın ortaklarıdır!

“Biat pazarı”na çıkanlar, şunu unutmasınlar: İmamı Azam’ı işkencenin ardından, bir rivayete göre de işkence sonrası zehirli süt içirerek şehid eden Hilafeti gasbeden Ebu Cafer el Mansur’un ayak izinden gidiyorlar.

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Abdurrahman Dilipak
DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
...
...